|
|
ORDU UÇUYOR (MU?)
Mecbûren uçuyor? Uçacak! İsterse uç(urul)masın! Emre itaatsizlik olur mu, olabilir mi hiç?
Burası neresi? Emri veren kim? Adıyla-sanıyla ORDU. Ordu deyince duracaksın arkadaş!
Herkes duracak! Hem burası -ayrıca- sıradan değil, meşhur İbrâhim FIRTINA’nın ORDU’su!
Hani fî târihlerinde, Ordu üzerinde, savunmamız adına hep gururlanageldiğimiz jetleri uçuran, onlardan birini de, geçen yıllarda Ordu sâhiline, lise düzüne maket olarak konduran ADAM!
Şimdi 102’liklerin ilk beşinde yer alarak adını-nâmını daha da yaygınlaştıran hemşehrimiz.
İşte oralardan, o iklimler gibi bir yerlerden, çok derinlerden bir ses, bir özge mesaj gelmiş;
soydan asker, boydan yiğit Hisarcızâdelerden, HİSARCIKLIOĞLU Rıfat Bey nam zât,
o çok derin, herkesin giremediği, girenin de kolay kolay çıkamadığı hisarlardan aşarak,
Ordu’ya gelip, karşısında bir de Ordu görünce, çok çok derinlerden bir nefes alıp kükremiş,
yukasıyla deriniyle hatırı sayılır bir mücâdele ve savaş sath-ı mâili olan siyâset meydanında
kükremiş de ne emretmiş, ne inciler döktürmüş? Bakalım nasıl eyitmiş ve de ne buyurmuş:
“HAVA ALANINIZI YAPMAYANA OY VERMEYİN!”
Oy, demek ki çok önemli sevgili okuyucular. Kıymetini bilin, sorumluluğunun farkında olun. Adam TOBB Başkanı, alanı ekonomi. Ziyâretin sebebi muhâlefet. Konu; OY ANAM OY!
Ordu’nun bir kısım özel çevreleri, o tiz perdeden efelenmeyi yüce karakterine uygun görmüş!
Biz böyle bir tavrı ne kadar nezâketsiz, zerâfetsiz, onların tâbiriyle etik olmayan bir şey, ve de millî karakterimize münâfî olarak değerlendirsek de, onlar tüm demokratlıklarıyla berâber,
bu söyleme, dört elle sarılarak, onu basın üzerinden sevimsiz bir tehdite dönüştürmüşler!
“HAVA ALANINIZI YAPMAYANA OY VERMEYİN!”
Bu özel adamlar ne kadar çok insancıl, hoşgörülü, sevgi ve saygı dolu gibi görünseler de,
halkın değerleriyle barışık kesimlere Fransız kalmayı çağdaşlığın gereği olarak algılıyorlar.
Onlara bir şekilde muhâlefet etmeyi, aykırı gitmeyi, takoz olmayı görev addediyorlar.
İstedikleri gibi konuşuyorlar, saçıp-savuruyorlar, yakıp-kavuruyorlar, tehdit savuruyorlar.
Tıpkı, YA SEV, YA TERK ET! Gibi bir şey…
Öyle ya, adamlar bu memleketin asıl sâhibi, öz evlâdı, çağdaş ağaları. Gerisi külliyen maraba!
Boşa da kürek sallamıyorlar nitekim! Yalan mı? İşte meyvesi! Etkiyi hep birlikte gördük!
Derin nefesli buyruklar, buyruk değil tavsiye bile olsa Ankara’yı titretmiş. Ödünü patlatmış!
Hükümet paniklemiş. Muhâlefet naniklemiş!
İktidar korkudan kulaklarını iyice diklemiş!
Bırakın teşkilâtları, vekilleri, müsteşarları, bakanları bir yana, bakmayanları da taa öte yana;
performansıyla bütün dünyâyı hareketlendiren, diplomatik atakları, politik manevraları,
gerek iç, gerekse dış icraatlarıyla kendinden söz ettiren, cesâreti herkeslerce müseccel,
ülkedeki tüm yasa ve kural dışılıklarla canı pahasına mücâdele etmeye kararlı başbakan,
İsrâil gibi İsrâil’e bile, Amerika ve tüm dünyâya rağmen VAN MİNÜT çeken adam tırsmış, korkmuş, en son OR-Gİ demiş, başka bir şey dememiş ve de kendini kurtarıp nefes almış!
ORDU BÜYÜK İSİM, DERİN KELİME!
Ordu büyük isim, derin kelime el’hak. Ordu deyince diller tutuluyor, Edebiyat bile susuyor.
Memleketin Karadenizli yiğit evlâdı, üstüne üstlük bir de Kasımpaşalı’sı olmakla nam salmış, koskoca Recep Tayyip ERDOĞAN’ının bile eli-ayağı titriyor, kanı donuyor adını duyunca.
Bravo sana Ordu! Bu TAYYİB’in hakkından ancak sen gelirsin! Onu dize ancak ve ancak sen getirebilirdin. Öyle de oldu. Helâl sana doğrusu! Bunu başka hiçbir isim beceremez!..
Hükümete geçmiş olsun. Büyük bâdire atlattı. Top direkten döndü. Takım son anda kurtuldu.
Yoksa dağılacaktı. Bir milletvekili bile çıkaramazdı. Referandumdan %100 HAYIR çıkardı.
Vekillerin hepsi dökülürdü. Şimdi havaalanının yapılacağı açıklandı. Hükümete geçmiş olsun.
Memleketin asıl sâhipleri, ona istiklâl harbinde öncülük eden CHP ve de sonraları, sol-sağ savaşında KOMONİST(!)lere karşı yapılan savaşta öncü rol oynayan MHP’liler, o yiğit oğlu yiğitler, her hâlde şimdi mertçe ve harbîce davranıp, hükümet lehinde oy kullanacaklar. Nitekim Ordu’da MHP deyince ilk akla gelen isimlerden MHP’li Cemâl ENGİNYURT geçen gün iddialı bir açıklama yaparak bunun sinyâllerini verdi. Artık Ordu’da problem yok.
Vekil mi vekil; hem de hepsi. Belediye Başkanı mı, al sana Belediye Başkanı. Bu kadar basit!
TÜM BUNLAR İŞİN LATÎFE TARAFI
Tüm bunlar işin latîfe tarafı. İşin aslı, bu sloganı atanlar zâten hiçbir partiye oy vermemeliler. Zîrâ, OR-Gİ’nin temeli atıldıktan bu yana iktidara gelmeyen hiçbir parti yok şu an mecliste.
Bu söz, sırf muhâlefet olsun, “lâf olsun, torba dolsun” diye sloganlaştırılmış bir ifâde.
Sonuçta, tek karar mercii Recep Tayyip ERDOĞAN bana göre. O istemese olmazdı.
Bunda, ne tehdidin payı var, ne de başka şeyin. Sâdece vatan-millet sevgisi ve hayırlı hizmet. Ülkeye güzel eserler kazandırmak.Çünkü, Tayyip Bey tehditle iş yapacak karakterde değil.
Burada, kimse kendine pay çıkarmasın. Çünkü, milletini en az herkes kadar o da tanıyor.
Bu sloganı yazanlar ne yazarsa yazsın, millet gerçekleri görüyor, hükümete güveniyor.
OY ve TEHDİT
Bunu, kendisini sıkıştırmak adına yazanların şimdi oy vereceğini söylemek mümkün mü? Çünkü, oy verecek adam zâten tehdit yolunu seçmez. Bunun nâzikâne yolunu bilir.
Eskiler ne demişler; USLÛB-İ BEYÂN, AYNIYLE İNSAN! İnsanın sözü, özünün aynasıdır.
Milletimizi ve Ordu halkını bu tavırların tamâmen dışında, âdil bir hakem olarak görüyoruz.
Yapılan ve yapılacak hizmetleri, insaf gözü açık olan vicdan sâhipleri görüyor, îtiraf ediyor.
Bence bu projenin bu safhaya gelmesinde mâlum tehditin hiç mi hiç payı yok. İnancım bu!
Eğer, mutlakâ vardır diyorsanız, ben de diyorum ki; belki gecikmesinde olmuş olabilir!
Evet, Ordu uçuyor. Karada bile uçuyor. Yollar eski yollar değil. Ama, görmeyenler yine var! Daha da uçacak. Yine de görenler görecek; görmeyenler verip-veriştirecek! Bu da kaderden!
Sevgili okurlar; bunca hizmet etmeye çalışan insanlara karşı geliştirilen bu hoyrat söylem,
rahatsız edici bir ısrarla sürdürüldü. Bu Ordu’ya yakışmadı. Bunu söylemek istiyorum. Bilmem yazanlar hicap duyacak, benzer hatâlara düşmemek için gayret gösterecekler mi?
Ordumuz, daha nice güzel hizmetlere lâyıktır. Emeği geçenlere müteşekkiriz.
Başta Başbakanımız ve bakanlarımız olmak üzere tüm ilgililere teşekkür ediyoruz.
Rabbim, ne kendisine, ne de hizmet eden kullarına karşı nankör olanlardan eylemesin,
bu anlamda ve her boyutta sağduyunun yardımcısı olsun ves’selâm…
ORDU HAYAT GAZETESİ
01.08.2010 |
|
|
REFERANDUM ve HAYAT
Günde belki onlarca iş yapıyoruz, sayısız adımlar atıyor, kararlar veriyoruz. Yüzlerce kişiyle karşılaşıyor, nice nice ziyâretler yapıyoruz. İşimiz-gücümüz var, tatlımız, acımız var. Düğünler, cenâzeler, dâvetler, dernekler, komşuluk, hısımlık-akrabalık, ev-ocak, köşe-bucak, cemiyet, siyâset, spor, kültür. Türlü türlü işler, meslekler, aktiviteler, meraklar!
Önümüzde REFERANDUM var. Ya EVET diyeceğiz, ya da HAYIR. Önemli bir karar arifesindeyiz. Sâdece akılla değil, kâlp gözüyle de bakacağız olaya ve en doğru seçimi yapmak için kılı kırk yaracağız. Netîce îtibârıyle de, hem kendimiz, hem milletimiz, hem memleketimiz, ayrıca dünyâmız ve de hem âhiretimiz için en uygun olacak tercihe EVET deyip mührü basacağız.
Tüm bu ve benzeri tercihleri, hareketleri niçin, ne adına, hangi şuur ve gâyeyle yapıyoruz? Hangi çağrıya uyuyor, hangi sese kulak veriyor, hangi kriterleri gözetiyor, hangi ilke ve prensipleri göz önünde bulunduruyoruz?
Öyle ya; ölçüsüz, endâzesiz iş olur mu? Hele ömür, hele hayat, hele millet, hele memleket, hele hele âhiret? Yoksa, akıl yok, iz’an yok gibi, hep mi sessiz-soluksuz, şekilsiz-kılıksız bir mâhiyette bir hayat sürüyoruz? Peki, böyle bir durum söz konusuysa, böylesi yaşamak nice yaşamaktır? Ya da yaşamak mıdır?
YAŞAYAN ÖLÜ OLUR MU?
Huzeyfe Hz.leri şöyle buyuruyor:
Asıl ölü, hayâtını yitiren değil, yaşarken ölendir!
Yaşayan ölü nasıl olur ki?
İyilik nedir bilmeyen ve kötülükten de sakınmayan kimse, yaşarken ölmüş demektir!
Şimdi, bu söz ışığında çevremize bir bakalım. Kim, bu anlamda bir kaygıyla yaşıyor hayâtını? Kim işin aslını öğrenme, anlama, kavrama ve bu şuurla yaşama peşinde? Zenginlik çok mâşâllah. Giyimler-kuşamlar, süper çağdaş manzara ve yaşamlar. Çeşit çeşit arabalar, yollar, caddeler, sokaklar, köyler, kasabalar, yaylalar, cenikler, çeşme başları, kenar boşları dolu.
Her yer toz-duman. İnsanlarda rahatlık yok; dur-durak yok. Kılıklar-kıyâfetler, ikramlar-ziyâfetler, partiler-siyâsetler, oyunlar-âfiyetler. Oradan oraya, buradan şuraya; bir kararda durmuyorlar, bir karara gidiyorlar. Nereye? Nereye gittiğini bilen, ya da bilerek giden var mı?
Elbette, herkes bir yerlere gidiyor ve niye gittiğini de biliyor. Önemli olan, gidilen her yerin, atılan her adımın bizi, aynı zamanda iyiliklere, güzelliklere, sonuç îtibârıyle sevaplara ulaştırması. Aksi takdirde, görüntüler bizi yanıltır. Bu duruma düşmemek, hüsrâna uğrayanlardan olmamak için, işi ciddîye almak ve de çok titiz davranmak gerekir. Bu konuda hassas olan erdem tutkunu şahsiyetler güzel ölçüler vermişler, pratik formüller ortaya koymuşlardır.
HANGİSİ İYİDİR?
Recâ bin Hayve Hz.lerine sormuşlar; o da cevaplamış:
Yaptığımız işin iyi olup olmadığını nasıl anlarız?
Bir işi yaparken, şâyet o işi yapar hâlde Allâh’a kavuşmak sizi korkutmuyor, bilakis istek duyuruyorsa, o iş iyidir, o işe dört elle sarılınız. Eğer, yaptığınız iş esnâsında Allâh’a kavuşmaktan ürküntü duyuyorsanız o iş kötüdür; o işi derhâl bırakınız!
Gerçekten, bir gümbürtüdür gidiyor. Âdetâ kendimizi dahî unutuyoruz. Öylesine kapılmışız alıştırıldıklarımızın rüzgârına. Diziler bizi heveslerin peşine kattı. Dizdi meçhul yollara. Gidiyoruz, nereye gittiğimizi bilmeden. Dağ-taş, kaş-bayır demeden gidiyoruz. Şimdi, bu dizileri dizenler, bizleri ne hâle getirdiklerini şeytanları ve ağababalarıyla birlikte izliyorlar ve kıs kıs gülüyorlar, inanıyorum. Buna paralel olarak, diğer konularda da milleti istedikleri istikâmete yönlendirebilirlerse, seyredin asıl cümbüşü siz o zaman.
Rabbim, müslümanım diyen herkesi, sözüne sâdık olanlardan, her tuttukları işte iyi, güzel ve doğru olanı arayıp bulanlardan, böylelikle hem dünyâda, hem âhirette mutluluklara erenlerden eylesin.
Cumânız, cumâlarımız mübârek olsun. Gönüllerimiz, her işinde titizlenmenin,
doğru karârı verebilmenin ve böylelikle dâimâ Hakkı, hakîkâti izlemenin
sevinç ve mutluluğuyla dolsun ves’selâm…
ORDU HAYAT GAZETESİ
29.07.2010 |
|
|
KILIÇDAR-NÂME
Hoş geldin Ordu’ya, güle güle git
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Kulak ver sözlere, hem iyi işit
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Cumhûriyet derler, er meydanıdır
Konuşanlar, günün kahramanıdır
İcraat istemez, söz mekânıdır
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Tam senliktir bu iş, tam sana göre
Anlamak gerekmez; sağıra, köre
Ordu’da, nasılsa soldadır töre
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Durma, konuş; alkışlayan bulunur
Misâfirsen, istenirse ölünür
Horozlar kesilir, kazlar yolunur
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Bir yan Gürgentepe, bir yanda Torun
Seyit Bey geliyor; selâma durun!
Ey hayırsızlar, “hayır”a buyurun!
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu...
Güzele “hayır”ın, hayrı olur mu?
Zulüm gider, hak yerini bulur mu?
Halk Partisi, son Kemal’e kalır mı?
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
“Başbakan Kemal!” ne güzel iltifat
Gel de uyu gayrı, gel de artık yat!
Bilmem ki verir mi bu millet fırsat?
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Ne demişler; ümit, fakir ekmeği
Bir de becerebilsen yaş dökmeği
Memleketi baştanbaşa sekmeği
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Recep Bey ne demek, hele îzah et
Çok da ciddî olma, biraz mîzah et
Nerede nezâket, hani nezâhet?
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Hem Gandi, hem Kemâl; olgunluk demek
Plân-projeyle dolgunluk demek
Lâfla olmaz ama, hep ister emek
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Adın güzel, Rabbim vermiş cemâli
“Gandi”liğin, halkçılığın kemâli
CHP’nin çok millette vebâli
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Ne güzel kükredin, ve astın-kestin
Muhâlefet için, muhâlif sestin
“Doğruya doğru” yok, hep “yanlış” estin
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
“Fındık dalda, kurdu Ankara’da” mı?
Muhâlefet nerde; tarlalarda mı?
Tâtilde, sâhilde, yoksa barda mı?
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Bulancak, Burunucu’nda bir ocak
Koparmaya çalıştın bir-kaç potak
Bitiriverseydin, oldu-olacak!
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Kelimeler güzel, sözler alâmet
Neden gelir de başa konar ihânet?
Kimse bâkî değil, sen de emânet!
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Dokunulmazlık diyor, bağırıyorsun!
Yargı dokununca çığırıyorsun
Yeniden, asker mi çağırıyorsun?
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Halkın seçtiğine dokunulsun mu?
Canına kastedip okunulsun mu?
Bakan ezilirken bakınılsın mı?
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Kılıcını alan düşsün mü yola?
Olur mu sallasın; hem sağ, hem sola?
İnsafa gel biraz, ver biraz mola
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Fâili meçhûller terör kussun mu?
Vatandaş sinsin, bahta küssün mü?
Derinler gönlünce assın-kessin mi?
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Gasptan yana mısın haktan yana mı?
Darptan yana mısın, halktan yana mı?
Çarktan yana mısın, farktan yana mı?
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Söylediklerinde somut bir şey yok
Derde devâ gibi, umut bir şey yok
Yusyuvarlak söylem, kanıt bir şey yok
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Çok ta bulamadın umduklarını
Yeterli görmedin kulluklarını
Ama, iyi dersledin bulduklarını
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Nûrânî der; bir, iki dönem daha
Recep Bey’e kalacaktır bu saha!
Milletin fikri bu, inan Allah’a!...
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Bir taraf PKK, bir taraf Tayyip
Mesele çok derin, hem çok acâyip
İnşâllah sonuçta EVET’tir nasip
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Hayır’a hayır’da, hayır var elbet!
Hayıra “hayır” de, evet’e “evet!”
Sen ne yaparsan yap, Recep’te nöbet
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Siyâset îcâbı, elbet yarış var
Dik durayım, derken, “kaba” duruş var!
Lâkin en sonunda mutlak barış var;
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
Şâirin sizlere vardır selâmı
Belki şirâzeden kaydı kelâmı
Bilinsin ki, “olgunluk”tur merâmı
Hey Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu…
ORDU HAYAT GAZETESİ
28.07.2010 |
|
|
“HÂCET” GÜNÜ, BERAT GECESİ…
Aslında, HACET KÖYÜ, BERAT AYI başlığı daha uygun düşebilirdi bu yazıya. Çünkü, söz konusu olan şey Cumartesi günü kalabalık bir grupla ziyâret ettiğimiz HACET KÖYÜ idi. Vesîle de, köye kazandırılan Osmanlı tarzı câmiydi. Câmiin yapılmasına, hepimizin yakından tanıdığı, bir zamanlar Ulubey Merkez Câmi ve daha sonraları da Ordu Köprübaşı Câmilerinde görev yapan Veysel TATLI Hocamız ve âilesiydi. Hocamızın mâlikânesi de, camiye, yakın denecek bir mesâfede. Sık evler, bir kasaba görüntüsü de kazandırmış köye. Dükkândan öte, güzel bir market te var.
Burası Bulancak’tan 13 km. içerde, yükseltiler arasında oldukça düz sayılabilecek, plâto niteliğinde güzel bir köy. Oradan Bulancak sâhillerini izlemenin doyumsuz bir zevki var. Toprak olarak da çok verimli olduğu gözüküyor. Yazarımız Mehmet Ali AYDIN Beyi, asfalt olmasına rağmen oldukça dar sayılabilecek ve aynı zamanda bol virajlı, iki arabanın çoğu yerde yan yana geçişemediği bu yolları aşarak sık sık buraya kaçmasını sâdece hanım köyü olmasına bağlamak biraz haksızlık olur gibi geliyor bana.
Gerçi çok tanıyabildiğimizi söyleyemeyiz ama, ilk intibâ îtibârıyle, köy hakîkâten güzel, verimli, tatlı bir köy. Oraya varana kadar yokuş-bayır, oradan ilerisi de derin bir vâdi, iniş-yokuş; lâkin burası iki vâdi arasında bir yüksek ova misâli. 7 Ekimde yapılacak resmî açılışa, müftü Şâban SADAN Hoca, herkesi dâvet etti. Katılabilirsek, daha da yakından tanıma fırsatı buluruz inşâllâh. Ancak, benim hanım köy Yaraşlı’yı YARAYIŞLI Köy olarak nitelediğim gibi, bu köyün de, her şeyden önce Mehmet Ali AYDIN Bey için gerçek anlamda bir HÂCET Köyü olduğu muhakkak.
Latîfesi bir yana, bu güzel köyün ismi de en az kendisi kadar güzel ve anlamlı. Bu adın bir hikâyesi olmalı. Hem de, hatırı sayılır gerekçe ve sebeplerin süslediği, kültürel motifleri zengin bir hikâye. Bolluk-bereketi; memleketin kıraç ve yoksul dönemlerinde, her hâcet ve ihtiyâca cevap veren bir vâriyeti mi ifâde ediyor, yoksa mânevî husûsiyetler de mi söz konusu, inşâllâh öğreneceğiz. Aslında, tüm köylerimizin ve oralardaki belli-başlı yerlerin isimlerinin hikâyesi araştırılıp yazılsa, neredeyse bir külliyât çıkar ortaya. Ama, neylersiniz ki, böyle merak ve tutkularımız yok. Her neyse; burası ayrı ve bambaşka bir konu.
O gün Câmi doldu taştı. Çünkü, sohbet için çok özel bir misâfir dâvet edilmişti; Osman Nûri TOPBAŞ. Hoca Efendi, ülkemizin yetiştirdiği, tüm Türk ve İslâm Dünyâsında faaliyetleriyle tanın bir hizmet kervanını yürüten önemli kanaat önderlerinden biri. Veysel TATLI Hocamız da bu anlamda Kafkas boylarında yapılan hizmetlerle ilgileniyor. Birkaç sene önce Mehmet Ali Bey ve Suat Kardeşle berâber kendisinin misâfiri olarak dolaştığımızda yapılan hizmetleri, okuları, kursları, ilâhiyât fakültesi binâlarını bizzat gördük. Allâh(CC) öncülük edenlerden, destek çıkanlardan, bizzat ya da duâ ederek katkıda bulunanlardan, cümlesinden râzı olsun.
Veysel Hoca’nın imâmeti ve Ahmet ÖNEY’in tilâvetinden sonra Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi konuştu. Konu tamâmen mescid ve câmi yapmanın önem ve fazîleti, câmi ve mescidin ilk yapılışı, anlam îtibârıyle mâhiyeti, bu günkü fonksiyonu, mü’min-mescid-namaz-cemaat birlikteliği, namazın önemi gibi konulara değinildi. Gerçek namazın nasıl olması gerektiği anlatıldı. Buradan BERAT GECESİ’ne gelinerek, bu gecenin çok iyi değerlendirilmesi, tüm hâcetlerin Allâh’a arz edilmesi, bu gecenin fazîletinin idrâkinin önemli olduğuna vurgu yapıldı.
Erzurum’dan, Samsun’a, Fatsa’dan Azerbaycan’a, İstanbul’dan Giresun’a bir çok yerlerden misâfirlerin duygu ve dikkâtle dinlediği ve yer yer değineceğimiz sohbetin ardından tüm katılımcılara ikram yapıldı. Câmi, müştemilât larak, alt katı ve ilgili birimleriyle, üst avlusuyla berâber gerçekten bir şaheser. Hocaefendi’nin de ifâde ettiği gibi, bundan sonra burayı değerlendirmek, cemaatle doldurmaya çalışmak hedef olmalıdır.
Bu akşam Berat Kandili. Hocaefendimizin de sohbet esnâsında değindiği gibi, Müslümanların, Mescid-i Aksâ’nın kurtulmasına liyâkât kesbetmeleri gerekli. Bunun için duâdayız. Gayretlerimizin hedefinde tüm mescidlerimizin, mekânlarımızın ve insanlarımızın hidâyet, istikâmet, ferah, hürriyet ve kurtuluşu var. Bu gecenin şuurla idrâk edilmesi, arınmalara, durunmalara, daha soylu duruş ve başarılara vesîle olması en büyük dileğimiz.
Hâcet Köyümüzün câmii hayırlı olsun. Kandilimiz, maddî-manevî tüm ihtiyâç ve hâcetlerimizin dille, duâyla, ibâdet ve taatlarla en güzeliyle ifâde edilip, Hak katından feyiz ve bereketlerle cevap bulmasına, sonuç îtibârıyle dünyevî-uhrevî Beratlara vesîle olsun inşâllâh.
Üç Ayların 2.sindeyiz. Ramazana ramak kaldı. Rabbimiz, tüm bu mânevî zaman
dilimlerinin kadr ü kıymetini bilmeyi, bu şuur üzere yaşamayı nasip eylesin.
Bu mânevî süreçlerin, milletimiz, memleketimiz, tüm İslâm âlemi
ve beşeriyet için hayırlar, bereketler ve beratlara vesîle olması dileğiyle,
sizlerin, bizlerin ve cümlemizin kandilleri mübârek olsun duâ ve dilekleriyle
bugünkü sözlerimizi noktalıyoruz ves’selâm…
ORDU HAYAT GAZETESİ
25.07.2010 |
|
|
| O BİR TÜRKÇE SEVDALISI
Ölüm yıldönümü münâsebetiyle, yöremizin medâr-ı iftihârı, ilim, kültür ve sanat adamı, dünyâ çapında kendini tanıtmış, Türk Edebiyâtı Profesörü, Mehmet ÇAVUŞOĞLU merhûmu, konunun bizce önemine binâen sık sık gündeme getirmeye çalışıyoruz. Bu meyanda, âile fertleriyle de haberleşiyoruz. Nitekim, kardeşi F. Gürbüz YILMAZ Hanım’ın bir-kaç yazısına da gazetemizde yer verdik. Yine, Sosyolog-Yazar Cafer VAYNİ Bey’in de bir yazısını yayınladık. Yerel değerlerimizi tanımak ve tanıtmak, şehrimizin kültür ve sanat hayâtına zenginlik katmak, genç nesilleri ve insanlarımızı kıymetlerimizle buluşturmak adına yaptığımız bu yayınların ilgiyle karşılandığını görmek ve şâhit olmak, bu konudaki gayretlerimizi daha da anlamlı ve oylumlu bir boyuta taşıyor.
Bu ilgiden, merhûmun âilesi de memnun doğal olarak. Ellerinden geldiğince bize destek olmaya çalışıyorlar. Bu vadîdeki faaliyetleri daha ileri boyutlara taşımaya çalışıyoruz hep berâber. Zamanın bize, Prof. Dr. Mehmet ÇAVUŞOĞLU adına daha kapsamlı faaliyetleri hediye edeceğine inanıyoruz. Bu yöndeki gayretlere bir örnek olmak üzere, geçen günlerde gerçekleşen bir yazışma örneğini buraya alıyoruz. Ki, ÇAVUŞOĞLU isminin ne ifâde ettiği sorusunun cevâbına, biraz daha yaklaşalım.
Öncelikle, şu anda kendisi de Samsun OMÜ’de Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Bölüm Başkanı olan bir öğrencisinin mektubunu bize gönderen F.G.Yılmaz’ın bize gönderdiği takdim bölümünü arz edelim:
“Merhaba Nuri Bey, Ağabeyimin Ordulu öğrencilerinden Mehmet Aydın'ın bana yazdığı maili size gönderiyorum. Uygun gördüğünüz şekilde değerlendirebilirsiniz. Ben, kendisine yazdım ve durumu izah ettim, sizden bahsettim. O da, hatırlayabildiği bir anektodu göndermiş. Eh. Ne demeli... Sağolsun... Bu mektubu olduğu gibi yayınlayabilirsiniz…
Baki selamlar. F. G. YILMAZ [email protected]” İnşâllâh bir gün, hocası adına Ordumuzda yapılacak bir akademik toplantıda tanışmayı umduğum Sn. Mehmet AYDIN’ın, kardeşi Gürbüz Hanım’a, onun ağabeyi, kendisinin de hocası olan Prof. Dr. Mehmet ÇAVUŞOĞLU konusu bağlamında yazdıkları.
“ Merhaba Gürbüz Abla, Prof. Dr. Mehmet Çavuşoğlu hatırlanması ve bilinmesi gereken örnek hocalardan biriydi. Bu çerçevede Nuri Kahraman'la Salih Okumuş'un attığı adımlar doğru. Mehmet Çavuşoğlu Doçentti ve bize yalnızca 1. sınıfta derse gelebildi.
Dersin birinde bir grup meraklı öğrenciyi alıp Topkapı Sarayı'na götürdü.
Orada bize hem sarayı tanıttı hem de Divan edebiyatının sarayla bağlantısını anlattı. Hatta orada bir fotoğrafımız da var. O fotoğrafı İstanbul Cumhuriyet Lisesi'nde edebiyat öğretmeni arkadaşım facebook'a koydu. Onu paylaşayım yeniden. Çavuşoğlu başka bir odadaydı ve ben askerden dönmüştüm. Mertol Bey bana
İzmir'den Fikret Türkmen'in asistan aradığını, oraya gidip gidemeyeceğimi sormuştu. Ben de hocaya yabancı dil çalışamadığımı söyledim. Bunun üzerine rahmetli bana "Bırak evladım yabancı dili, Türkçe biliyor musun?" dedi. Elbette bu soru düz anlamıyla bir hakaret olarak anlaşılabilirdi. Ama hocanın amacı hakaret değildi. Ordu Fen-Edebiyat'a bir yıl derse gittim, oradaki kütüphanede hocanın kenarlarına notlar aldığı kitaplara dokunmak bana çok heyecan verici geldi. Bu kandil gecesinde ruhu şad olsun. Sizin de kandiliniz mübarek olsun. Mehmet Aydın OMÜ Eğitim Fakültesi Türkçe Böl. Başkanı 55139 Kurupelit / Samsun” [email protected] Ordumuzun akademik ve kültürel hayâtına enginlik ve de zenginlik katacağına inandığımız, merhum ilim adamımızla ilgili daha kapsamlı faaliyetlerde buluşmak dileğiyle ves’selâm…
ORDU HAYAT GAZETESİ
23.07.2010 |
|